17 Ağustos 1999 tarihinde gerçekleşen büyük Marmara depremi, Türkiye’nin en yıkıcı doğal felaketlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Bu korkunç afet sonucunda yaklaşık 18 bin kişinin hayatına son verildiği ve yüzlerce kişinin ise kayıp olarak arandığı biliniyor. Kaybolan yakınlarını bulmak ümidiyle çoğu aile, günler, aylar hatta yıllar boyunca kayıp yakınlarının akıbetini öğrenmek için araştırma ve arama faaliyetlerini sürdürüyor. Özellikle Gölcük’teki 17 Ağustos Mezarlığı’nda kimliği belirlenemeyen yüzlerce insanın defnedilmesi, ailelerin acısını katladı ve bu mezarlarda yeniden arama çalışmalarını tetikledi.
Meclis tarafından hazırlanan araştırma raporlarına göre, deprem sırasında yaklaşık 5 bin 840 kişi henüz kimliği belirlenemeden kayıp olarak kayıtlara geçti. Bu sayı, halen kayıtlardan silinmeyerek ailelerin umutlarını diri tutuyor. Bazı kayıplar, DNA testi ve diğer adli işlemlerle tespit edilse de, birçok kişi için bu arayış halen devam ediyor. Kayıp yakınları, mezarlıkların açılarak yapılan DNA karşılaştırmalarıyla sevdiklerine ulaşmaya çalışırken, psikolojik yıkımlarını da hafifletmeye çalışıyorlar.
Örneğin, Gamze Aktürk’ün yaşadıkları da bu acı tablodan bir kesit. Ailesini büyük bir felaketle kaybeden Aktürk, 22 yaşında genç kardeşi Zafer Kutluer’i her geçen gün arıyor. 15 farklı mezar açtırıp DNA testi yaptırmasına rağmen, kardeşinin kimliğiyle uyuşan herhangi bir sonuç alamadı. Bu süreçte ailesinin tamamını kaybetmenin verdiği derin acıyla yüzleşen Aktürk’ün hikayesi, kayıpların yalnızca istatistik olmadığını, her kayıp bir hayat ve umut demek olduğunu ortaya koyuyor. Ailelerin bu umutsuz bekleyişi, depremin üzerinden yıllar geçmesine rağmen devam ederken, bilim ve adli tıp alanındaki gelişmeler de kayıpların en azından kimliklendirilmesinde yeni umutlar vaat ediyor.
